HIRİSTİYANLIK

 

Antony Flew Olayı:
Tanrının Varlığının Delillerine
Tam Dört Yüz Yıl Sonra Gelen İade-i İtibar

Doç. Dr. Cafer Sadık Yaran

 Kant (öl. 1804), “Tanrı’nın varlığına ilişkin sözde
 ‘delilleri’ yıkmakla, bin yılların değilse bile
yüzyılların felsefesini bir anda moloz yığınına çevirmiştir.”
(Bryan Magee)

 “Bir İlk Sebep olan tanrıya inanmayı düşünmeye başlamamın yegane sebebi, kendi kendisini üreten ilk organizmaların kaynağına ilişkin naturalistik bir açıklama getirmenin imkansızlığıdır.” (Antony Flew, 2004)

     Aralık (2004) ayında, dini inanç ve din felsefesi açısından hiç de küçümsenmeyecek bir olay gerçekleşti. Türkiye’de herkesin AB ilişkilerine kilitlendiği bir dönemde ortaya çıkmış olmanın talihsizliğiyle hak ettiği ilgiyi görmeyen bu olay, 20. yüzyılın en önde gelen ateist filozofu veya felsefecisi Antony Flew’nun, artık ateizmden, tanrıtanımazlıktan vazgeçtiğini ve bir Tanrı’nın var olduğuna inanmaya başladığını açıkça ilan etmiş olmasıydı.

     Tanrıya inanmazlıktan Tanrı inancına geçen ilk kişi olmadığı gibi son kişi de olmayacağı aşikar olan Flew’nun bu dönüşümü neden, Türkiye’de yeterince olmasa da, Batı dünyasında şok etkisi yarattı ve büyük bir tartışmaya yol açtı? Bunun sebebi elbette, Flew’nun sıradan bir ateist olmaması gerçeğinde yatıyor. Flew, 1950’lerden beri yirminin üzerinde kitap, onlarca makale ve muhtemelen yüzlerce konferansla ateizmi sadece benimseyen ve savunan değil, sağlamlaştırmak ve yaygınlaştırmak için en azından bu yüzyıl içinde en fazla gayret etmiş ve çaba göstermiş kişilerin başında geliyordu. Flew’nun adının ve görüşlerinin 1980’lerde yazılmış Türkçe kitaplardaki ateizm tartışmalarında bile geçiyor olması bu konuda yeterince fikir veriyor olsa gerektir.

      Flew’nun, bilim felsefesindeki yanlışlama ilkesinin ateizm adına din felsefesine uygulanması, yahut ispat yükünün teistlerde olduğu gibi daha özgün ama kendisinin de bugün hiç adını anmadığı daha etkisiz görüşleri bir yana bırakılırsa, onun ateist olması ve ateizmi şiddetle savunmasındaki temel nedenlerin başında, teizmin delillerinin yetersizliği, buna karşın ateizmin evren ve insanın oluşumu ile ilgili naturalistik iddialarının ise yeterli olduğu iddiası idi.

      Teizmin delillerinin teorik aklın kılı kırk yaran çözümlemeleri karşısında yetersiz, daha basit bir ifadeyle, çürük olduğu iddiası Flew’nun ilk defa öne sürdüğü bir şey değildi. Bu görüş en keskin ve en etkili bir biçimde tam iki asır önce Kant (öl. 1804) tarafından savunulmuş, ve ondan sonra sadece felsefeciler değil pek çok teolog bile bu delillerin ya hiçbir gücü ve değeri olmadığını ya da olsa olsa zaten inanmış olan kişilerin mevcut inançlarını desteklemek gibi minimum bir değerlerinin belki olabileceğini savunmaya başlamışlardı. Yukarıdaki epigrafta alıntılanan Bryan Magge’ye ait, Kant “Tanrı’nın varlığına ilişkin sözde ‘delilleri’ yıkmakla, bin yılların değilse bile yüzyılların felsefesini bir anda moloz yığınına çevirmiştir” (Felsefenin Öyküsü, Ankara: Dost, 1998, 137), pek çok felsefe, din felsefesi, ve hatta bazen ilahiyat kitabında rastlanabilecek yaygın bir kabulün sıradan bir ifadesidir. Kant, ontolojik, kozmolojik ve teleolojik deliller gibi klasik delilleri itibardan düşürmekte o kadar başarılı olmuştur ki, bundan sonra Tanrı inancını sürdürenlerin bazısı, bu deliller yerine, Kant’ın ahlak deliline başvurmuş, bazısı dini tecrübe diye bir delil geliştirme yoluna gitmiş, bazısı da dini inancın hiçbir rasyonel delil düşünceyle ilişkisi olmada salt teslimiyete dayalı bir iman işi olduğunu savunmanın felsefi dayanaklarına sarılmıştır. Batı’daki bu gelişmelerin etkisi İslam dünyasında da görülmüş, İslam ilahiyat bilimlerinde de delillere önem verilmez olmuştur. Durumun böyle olduğu, Türkiye’nin yarım asırı geçen İlahiyat Fakültelerinde yapılan onlarca değil belki yüzlerce Tez ve araştırma arasında delillerle ilgili bir veya iki tane hariç hemen hemen hiç çalışma yapılmamış olması da gösteriyor olsa gerektir. 

      Oysa, ne ilginçtir ki, 20. yüzyılın, 50 yıllık ateizm düayeni, bir rüya gördüğünden, 81 yaşında artık ölümden korkmaya başladığından, ya da iman etmenin getirdiği iç huzura arzu duyduğundan ve benzeri özel ve öznel nedenlerle tanrıya inanmaya başladığını değil, Kant’ın moloz yığınına çevirdiği evrensel bir hakikatmiş gibi tekrarlanıp durulan teleolojik (evrende ve özellikle canlılarda görülen düzen, tasarım ve gaye, örn. DNA’daki enformasyonun ortaya çıkışı ve öteki türlere aktarılışı) ve kozmolojik (evrenin neden yok değil de var olduğu, yok iken neden Big Bang denilen Büyük Patlama ile aniden ortaya çıkıp hassas bir denge içinde genişleyerek bugünkü evren halini aldığı, vs) deliller üzerine derin derin düşünmesi sayesinde 15 yaşından beri bağlı olduğu ateizmi 81 yaşında terk ettiğini bildirmektedir. Flew olayı üzerinde düşünülecek birçok konu vardır; bize göre bunlardan biri de budur. Yani bu olay, delillerin iade-i itibarının sağlandığı tarihi bir olaydır. Umarız 2004’ten sonra, din felsefesi, sistematik teoloji ve Kelam gibi disiplinlerle uğraşanlar, elbette Ortaçağın bazı apolejistlerinin savunduğu gibi, her delilin zorunlu bir ispat ve burhan olduğunu iddia etmek zorunda olmamakla birlikte, onların, düşünen ve hakikati arayan bir aklı ve felsefe geleneği olan, bulduğu hakikati ve daha önce yanılmış olduğunu ömrünün belki son demlerinde de olsa açıkça ilan edebilecek sağlam bir yüreği bulunan, ve daha önce yanılttıklarından özür dileyebilecek ve verdiği zararı telefi etmeye çalışacağını vaat edecek kadar gelişmiş bir vicdanı da olduğu anlaşılan (bu yüzden, dinlerin Tanrı anlayışları ile ilgili ileride bunun da düzelebileceğini umabileceğimiz bazı halihazırdaki yanlış ve yakışıksız kanaat ve beyanlarına rağmen, takdir ve tebrik edebileceğimiz) Flew gibi yarım asırlık aktif ateist felsefeciler için bile ikna edici olabileceğini artık kabul ederler ve hak ettiği değeri verirler. Şu anki haliyle Flew’nun tanrısı delillerin tanrısıdır, bu nokta bir dönüm noktası olarak görülmelidir; fakat gözden kaçırılmaması ve fazla abartmadan izlenmesinde yarar olabilecek bir husus daha vardır; bu da onun, şu anki bazı eleştirel ifadelerine rağmen, “vahyi bir sistem”in Tanrısına da “açık” (open) olduğunu söylemekte oluşudur. Flew’ya ve çağımızdaki bütün bulanıklaştırma ve cesaret kırma gayretlerine rağmen hakikati arayan her akıllı, yürekli ve vicdanlı kişiye yolunda başarılar ve uzun ömürler dilemekten daha güzel ne söylenebilir?       

 

yalar/>ç’