|
KADİM
ORTADOĞU'DAN
ORTA ASYA'YA NEVRUZ
Doç.Dr. Şinasi Gündüz
NAWRUZ FROM THE ANCİENT MIDDLE
EAST TO THE CENTRAL ASIA
Associate Professor Şinasi
GÜNDÜZ
Ondokuz Mayıs University, Faculty
of Theology
Department of History of
Religions
ABSTRACT
From the 18th
century B.C. onwards it is known that the new
year and spring feasts of March-April,
especially 21st March, have been
celebrated by various people of the Middle East.
It is also known that from the period as early
as the 4th-3rd century
B.C. the new year and spring feast of the same
date has been celebrated by many Central Asian
Turkish communities. Nawruz which is celebrated
on the 1st of Ferwardin is the
Iranian version of the 21st March New
Year-Spring Feast of the Middle East. Various
Turkish communities, who have been in contact
with the Iranians and their tradition,
identified their new year and spring feast with
the Iranian Nawruz and used the term Nawruz as a
name for their feasts of 21st March.
Being celebrated from the Adriatic coasts to the
China Nawruz has continously been politicized in
Turkey for the last decades.
Key Words:
Nawruz, New
Year Feast, Spring Feast, the Feasts of the
Ancient Middle East, Turkish Feasts of Central
Asia
ÖZET
Mart-Nisan aylarında, özellikle
21 Martta kutlanan yeni yıl ve bahar
festivallerinin Ortadoğunun çeşitli
topluluklarınca kutlandığı MÖ 18. yüzyıldan
itibaren bilinmektedir. Yine, birçok Orta Asya
Türk topluluklarınca MÖ 4.-3. yüzyıllar gibi
erken dönemlerden itibaren bu tarihte bahar-yeni
yıl festivallerinin kutlandığı bilinmektedir.
Fervardinin birinde kutlanan Nevruz, 21 Martta
kutlanan Ortadoğu yeni yıl ve bahar festivalinin
İrandaki versiyonudur. Ortaçağdan itibaren İran
geleneğiyle ilişki kuran çeşitli Türk boyları
kendi yeni yıl-bahar kutlamalarıyla İranlıların
Nevruzunu birleştirmiş ve Nevruz terimini kendi
21 Mart festivalleri için de kullanmışlardır.
Adriyatik sahillerinden Çine kadar geniş bir
coğrafyada kutlanan Nevruz, son yıllarda
Anadoluda gittikçe siyasallaştırılan bir bayram
haline gelmiştir.
Anahtar Kelimeler:
Nevruz, Yeni Yıl Bayramı, Bahar
Bayramı, Eski Orta Doğu Bayramları, Orta Asya
Türk Bayramları
Nevruz, günümüzde
İrandan Çine, Anadolu ve Batı Trakyadan
Sibirya steplerine kadar çok geniş bir
coğrafyada kutlanan kozmolojik ve kozmogonik
karakterli bir bahar bayramıdır.
Anadolunun özellikle doğu ve güneydoğusunda
Nevruz kutlamaları görülürken, orta ve batı
Anadoluda ise 6-8 Mayıs tarihlerine denk düşen
ve yaz başlangıcı olarak kutlanan Hıdrellez
şenlikleri dikkati çekmektedir.
Gündüzle gecenin birbirine eşit
olduğu 21 Mart tarihine denk düşen Nevruz bir
yönden uzun süren kıştan sonra baharla tabiatın
yeniden uyanışını/dirilişini kutlayan ve
kutlamalar sırasında düzenlenen oyunlar, bazı
bitkileri çimlendirme gibi ritüeller, piknikler
ve benzeri törenlerle tabiatın yeniden
dirilişini sembolize eden bir bayram; diğer
yönden ise, baharla birlikte başlayan tarımsal
faaliyetlerin bir yıldönümü, dolayısıyla bir
Yeni Yıl festivalidir.
Anadoluda, içinde bulunduğumuz
yüzyılın son yirmi yılına kadar Anadolunun doğu
ve güneydoğusu başta olmak üzere çeşitli
bölgelerinde halkın mütevazi şekilde kutladığı
bir bahar bayramı görüntüsünde olan Nevruz
kutlamalarının, son zamanlarda içte ve dışta
çeşitli çevrelerce geliştirilmeye çalışılan ve
Türkiyenin doğu ve güneydoğusuna yönelik etnik
temele dayalı siyasi hedefler güden politikalara
paralel şekilde gittikçe siyasallaştırılan bir
bayram haline sokulduğu dikkati çekmektedir.
Aynı şekilde Nevruz, 1990lı yılların
ortalarından itibaren daha önceki sade halinden
çıkarılarak Türkiyede resmi bir bayram haline
sokulmuş, Nevruz günü olan 21 Mart tüm
Türkiyede devlet erkanı ve kurumları
öncülüğünde örs dövme ve ateş üzerinden atlama
gibi sembolik törenlerin ve ağaç dikme
merasimlerinin tertip edildiği özel bir gün
haline getirilmiştir. Yine bu çerçevede 1995 ve
izleyen yıllarda Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi tarafından Nevruz
ve Nevruz kutlamalarına ilişkin uluslar arası
sempozyumlar ve diğer anma etkinlikleri en üst
düzeyde siyasi erkin de katılımıyla
düzenlenmektedir.
Nevruz kutlamalarının
siyasallaştırılmasına paralel olarak Nevruza
ilişkin tartışmaların Nevruzun kökeni konusu
üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu konuda,
öteden beri Nevruzun İran menşeli bir yeni yıl
festivali olduğunu savunan görüşler kadar, menşe
itibarıyla Nevruzun herhangi bir ulus ya da
coğrafyayla sınırlandırılamayacak oranda yaygın
bir bayram olduğunu ileri süren veya Nevruzun
Türklere has ulusal bir festival, bir Türk
bayramı olduğunu tartışan görüşler de dikkat
çekmektedir. Nevruzun Türk kültür tarihi
içerisinde yer alan bir unsur, özbeöz bir Türk
bayramı olduğu ve Nevruzun dinsel bir niteliğe
haiz olmadığı yönündeki beyanların, son
zamanlarda Nevruz kutlamalarında yapılan
konuşmalarda devlet erkanınca da dile
getirilmesi (Bakınız Tural, 1995:3-9; Tural vd.,
1996:1-7) Nevruzun kökenine ilişkin tartışmalara
değişik bir boyut kazandırmaktadır.
Nevruzun ulusal bir Türk bayramı
olduğunu ve Türkler vasıtasıyla Orta Asyadan
Ortadoğuya ve diğer yerlere yayıldığını ileri
sürenler konuya ilişkin argümanlarını özetle şu
delillere dayandırmaktadırlar. Öncelikle bu
araştırıcılar, çeşitli Çin kaynaklarında MÖ 3.
yy gibi erken bir dönemde Hunların bahar
şenlikleri düzenlediklerinin, Mart ayında
ailelerin hazırladıkları yiyeceklerle piknik
yapmaya gittiklerinin belirtildiğini ifade
ederler ve bu şenliklerin Nevruza tekabül
ettiğini belirtirler. Yine bu araştırıcılar,
diğer taraftan Nevruz kutlamalarından bahseden
İran kaynaklarının ise oldukça geç dönemlere ait
olduğunu, bunun da Nevruz festivalinin köken
itibarıyla Türklere ait olup Türkler
aracılığıyla Ortadoğuya götürüldüğüne işaret
ettiğini ileri sürerler (Genç 1995:16, 23).
Nevruzun bir Türk bayramı olduğu konusunda ileri
sürülen argümanlardan bir diğeri Türklerin
Ergenekon kutlamalarına yöneliktir. Yine çeşitli
Çin kaynaklarında Ergenekondan çıkış gününün 21
Marta denk düştüğü ve bu günün oldukça erken
dönemlerden beri Türklerce kutlandığı
belirtilmektedir. Dolayısıyla Türkler öteden
beri 21 Martı ulus olarak varoluşları anısına
Ergenekon bayramı adıyla kutlamaktadırlar. Bu
bayram daha sonraki dönemlerde Türklerin batıya
göçlerine paralel olarak Farsça Nevruz (Yeni
Gün) terimiyle ifade edilmeye başlanmıştır. Bu
görüşü savunanlara göre Farsça Nevruz kelimesi
sırf İranlılar bu ananeye alışsınlar diye
kullanılmıştır (Kafalı, 1995:26). Nevruzun menşe
itibarıyla bir Türk bayramı olduğunu ileri
sürenlerin dayanak olarak ortaya koydukları
görüşler arasında en dikkati çekenlerinden
birisi ise Zerdüştün de aslen Türk
olduğunu/olabileceğini tartışan görüştür.
Şehristânî ve İbn Esîr gibi bazı İslami
kaynaklarda Zerdüştün coğrafî açıdan
Azerbaycanlı olduğunun ileri sürülmesinden
hareketle Zerdüştün aslen Azeri (dolayısıyla
Türk) olduğu ve dolayısıyla onunla başlatıldığı
ileri sürülen Nevruz bayramının da bir Türk
bayramı olduğu savunulmaktadır (Kuzgun, 1995:
106-107). Bunların yanı sıra 21 Martın günümüzde
batıdan doğuya hangi dine ya da klana mensup
olursa olsun hemen hemen bütün Türklerce
çoğunlukla Nevruz adı altında bir yeni yıl
bayramı olarak kutlanıyor olması da Nevruzun bir
Türk bayramı olduğu görüşüne delil olarak
kullanılmaktadır.
Bu çalışmamızda biz çeşitli
Ortadoğu halkları ve Türk boylarının Nevruza
ilişkin inanç ve ritüellerini göz önünde
bulundurarak Nevruzun kökenine ilişkin ileri
sürülen spekülatif görüşlerin ve bu arada Türk
tarihinde gözlemlenen çeşitli yeni yıl ve
varoluş festivalleriyle Nevruz arasındaki
ilişkinin değerlendirmesini yapacağız.
ESKİ ORTADOĞU'DA YENİ
YIL-BAHAR KUTLAMALARI
Oldukça erken dönemlerden
itibaren Sümerliler, Babilliler ve çeşitli Sami
kavimlerce kozmogonik ve tarımsal karakterli
bahar ve güz festivallerinin kutlanageldiği
bilinmektedir. Sümerliler, yaz sıcağı sonrası
tarla işlerinin bitimini bir festivalle
kutlarlardı. Bir çeşit hasat bayramı görünümünde
olan tarımsal karakterli bu güz festivali Akiti
(ya da Zagmuk) diye adlandırılırdı (Henninger,
1987:419).
Eski Babilde yılın ilk ayı
olan Nisanın ilk 12 gününe denk düşen yeni yıl
kutlamaları da Akitu festivali diye
adlandırılırdı. Tanrılar panteonunun zirvesinde
bulunan yüce varlık adına düzenlenen bu bayramın
varlığı MÖ 18. yydan itibaren bilinmektedir.
Zira MÖ 1780lerden kalma metinlerde Akitu
festivalinden bahsedilmektedir (Black, 1981:40).
Baharda kutlanan bu bayramın yanı sıra Babilde
arpa ekimi öncesi bir kutlama yapıldığı ve buna
da Akitu festivali adı verildiği de
bilinmektedir. (Black, 1981:41).
Mezopotamya yılı arpa hasadı
sonrası baharda gündüz gece eşitliğiyle
başlardı; dolayısıyla Babil takviminde 1 Nisan
tarihi bizim takvimimize göre 21 Marta denk
düşerdi. Böylelikle bahardaki gündüz gece
eşitliği tarihiyle başlayan Akitu kutlamaları da
21 Marta tekabül ederdi. Bununla birlikte
ilerleyen süreç içerisinde zaman zaman Babil
takvimindeki 1 Nisan tarihinin değiştiği de
görülmektedir. Örneğin Babil metinlerine göre MÖ
626-536 tarihlerinde 1 Nisan, 16 Marta tekabül
etmiştir (Black, 1981:42). Eski Mezopotamyada
yüce tanrı adına 1 Nisanda (21 Martta)
kutlanmaya başlanan Akitu festivali tarımsal ve
kozmogonik karakterli bir bayramdır (Bakınız
Pallis, 1926). Adına yeni yıl festivali
düzenlenen bu yüce tanrı genellikle Babil'in
yüce tanrısı Marduktur (Thomas, 1958:11).
Bununla birlikte, ay tanrısı Sin ya da bir
başkası da olabilir. Örneğin güney
Mezopotamyada Akitu, Marduk adına düzenlenirken
kuzey Mezopotamyada Sin adına düzenlenmektedir.
Yine Babil kralı Nabukadnezzarla ilişkili
tabletlerde Nabukadnezzarın Nisan ayında yüce
tanrı Bel için yeni yıl kutlamaları tertiplediği
belirtilmektedir (Thomas, 1958:79).
Uzun süren kıştan sonra tarımsal
faaliyetlerin başlama dönemini ifade eden bu
bayramda halk tarlalarda ya da kırlarda piknik
yapar, toplu yemekler yenilirdi. Eski
Mezopotamya Akitu festivalinin en çarpıcı
kutlaması ise yeniden dirilişin sembolize
edildiği törenlerdi. Buna göre tapınılan yüce
tanrının sureti tapınaktaki yerinden alınır
görkemli bir geçit merasimiyle önceden
belirlenen ve genellikle nehir kenarında kurulu
olan Akitu tapınağına (Bit Akiti) götürülürdü.
Bu tören, yüce tanrının yer altı alemine inişini
ve baharla birlikte tekrar yeryüzüne çıkışını
sembolize ederdi. Açıkça görüleceği gibi burada
Eski Mezopotamyalılar kışla birlikte adeta ölen
tabiatın baharda yeniden dirilişini de bu
törenle sembolize etmektedirler. Dolayısıyla
Akitunun, Eski Babil yaratılış inancının
belirli bölümlerinin sembolik şekilde temsil
edilmesi yönünde bir işlev üslenmesinden söz
edilebilir (Black, 1981:56).
Tarımsal karakterli bahar
kutlamaları çeşitli Sami topluluklarda da
görülmektedir. Örneğin antik dönemde
Hieropoliste baharın başlangıcı anısına
verimlilik tanrıçası Atargatis (Tarata ya da
İştar-Venüs) adına görkemli kutlamalar
düzenlenirdi. Genellikle Nisan ayına tekabül
eden bu kutlamalarda çeşitli hayvanlar
(özellikle koyun ve keçiler) yakılarak tanrıçaya
kurban edilirdi (Smith, 1894:471). Öte yandan
Nisan ayının Eski Romada da tanrıça Venüsün
kutsal ayı olduğu ve bu ayda tanrıça için
çeşitli kurban törenlerini içeren festivallerin
düzenlendiği bilinmektedir (Smith,
1894:469-470).
Diğer birçok Ortadoğu
topluluğunda olduğu gibi İbranilerde de tarımsal
karakterli çeşitli yeni yıl kutlamaları dikkati
çekmektedir. Örneğin, İbranilerin birinci
(Nisan), altıncı (Elul), yedinci (Tışri) ve
dokuzuncu (Kislev) ayların ilk günlerini yeni
yıl günü olarak kutladıkları bilinmektedir (Fohrer,
1972:382).1 Yahudilerce Nisan ayı
ortasında (15 Nisanda) kutlanan Pesah (Fısıh) ya
da Passover de kış yağmurlarının sonunu
simgeleyen ve bahar başlangıcında dolunayda
kutlanan bir çeşit yeni yıl festivali
sayılabilir. Ay yılı ile güneş yılının
uyumlaştırılmasına dayalı Yahudi takviminde
Nisan, güneş yılını esas alan Gregoryan
takvimine göre Mart-Nisan aylarına tekabül
etmektedir. Ay yılına göre belirlenen Yahudi
takviminde yılın ilk ayı olan Nisan ayı her yıl
bir önceki yıla göre yaklaşık olarak 11 gün
önceye gelmektedir. Nisanın yılın muhtelif
dönemlerine denk gelmesini önlemek amacıyla
güneş ve ay yıllarının uyumlaştırılmasına
çalışılmış ve her 3-6-8-11-14-17 ve 19. yıllarda
bir düzeltme yapılmıştır. Böylelikle her üç ya
da bazen iki yılda bir, 12 aydan oluşan Yahudi
takvimine, son ay Adarı takiben ilave bir 13.
ay (Adar Şeni ya da Veadar) eklenmiştir.
Böylelikle belirli bir dönem güneş yılına göre
geriye giden Nisanın, ilave ayla birlikte tekrar
eski zamana dönmesi sağlanmıştır. Bu durum,
Yahudi takviminde Nisan ayının güneş yılına göre
hesaplanan takvimdeki Mart-Nisan aylarına
tekabül etmesine neden olmaktadır (Alalu vd,
1996:198-200).
İsrailoğullarınca Mısırdan
kurtuluşlarının ve uzun süren Mısır esaretinden
sonra bir ulus olarak varoluşlarının anısına
kutlanan Pesah bayramının, İsrailoğulları öncesi
Filistinde Kenanilerce kutlanan tarımsal
karakterli bir festival olduğu ifade edilir.
Mayasız Ekmek Bayramı diye de adlandırılan bu
bayram, yılın ilk ayında arpa hasadına denk
düşerdi ve yedi gün sürerdi. Çiftçiler bu
bayramda tapınaklara giderler, yeni üründen
yapılmış mayasız ekmekleri yerlerdi. Ayrıca
çeşitli şükran törenleri ve kurban takdimeleri
de yapılırdı (Fohrer, 1972:117, 202; Bright,
1960:164). Pesah ile yakından ilişkili olan ve
Nisanın ilk Pazar gününe denk düşen
Hıristiyanların Easter (Paskalya) bayramı da
yine dirilişle, yeniden varoluşla ilgili olan
bir festivaldir. İsa Mesihin mezardan
dirilişini (resurrection) kutlayan bu bayramı,
Henningerin yerinde tespitiyle
Hıristiyanlıktaki gerçek yeni yıl bayramı
olarak görmek mümkündür (Henninger, 1987:419).
Buraya kadar olan
incelemelerimizden görüldüğü gibi Sümerliler,
Babilliler, Kenaniler ve İbraniler gibi çeşitli
Ortadoğu topluluklarında MÖ 18. yy gibi oldukça
erken sayılabilecek bir dönemden itibaren 21
Marta ya da Mart sonuyla Nisan başına denk düşen
yeni yıl kutlamaları mevcuttu. Genellikle kışın
bitimini ve baharın başlangıcını ilan eden
tarımsal karakterli bu yeni yıl kutlamalarının
Babilllilerde olduğu gibi tabiatın yaratılışını
ve İbranilerde olduğu gibi bir topluluğun (İsrailoğullarının)
yeniden varoluşunu simgelemesi de dikkatleri
çeken önemli bir husustur.
İRAN'DA NEVRUZ
Diğer Ortadoğu topluluklarında
olduğu gibi İranlılarda da oldukça erken
dönemlerden itibaren yeni yıl kutlamaları
görülmektedir. Her ne kadar Avestanın eldeki
mevcut nüshasında bu kutlamalarla ilgili
herhangi bir bilgi mevcut değilse de İranda
Zerdüşt öncesi dönemlerden itibaren hasat
kutlamalarını ifade eden Mihricanla (Mehregan,
Mihragan) bahar kutlamalarını ifade eden
Nevruzun var olduğu bilinmektedir (Bakınız
Widengren, 1968:58-67; Yarshater, 1987:341).
İranlılarca kendi dillerinde Nevruz (No Roz)
yani Yeni Gün diye adlandırılan ve aynı
zamanda yılbaşı festivali olarak da kutlanan
bahar bayramının kutlanılışına dair deliller
Akemenidler dönemine ait kabartmalarda
mevcuttur. Bu döneme (MÖ 559-330) ait saray
duvarlarında bulunan temsili resimler, birçok
bilim adamının da vurguladığı gibi (Boyce,
1979:57; Eliade, 1978:320) büyük ihtimalle
Nevruz bayramında krala yapılan yıllık hediye
takdimini temsil etmektedir.
Geleneksel İran düşüncesi,
İranda güneş takviminin ilk ayı olan Fervardin
ayının ilk gününde bahardaki gündüz-gece
eşitliği döneminde kutlanmaya başlanan Nevruz
festivalini efsanevi İran kralı Cemşidle ya da
Mecusiliğin kurucusu Zerdüştle ilişkili olarak
görür. Başta MS 11. yyda yazan Şehname
yazarı Firdevsî olmak üzere birçok kişiden gelen
rivayetler Nevruzun kurumsallaşmasını Cemşide
dayandırır. Buna göre Nevruz bayramı Cemşidin,
ifritlerce çekilen ilahi bir saltanat arabasıyla
göklere yükselmesi anısına kutlanmaktadır.
Saltanat arabasını çeken bu ifritleri Cemşidin
yakaladığına ve insanların hizmetine verdiğine
inanılır (Yarshater, 1978:341).
Bir başka inanış ise Nevruzu
Zerdüştle irtibatlı görür. Buna göre Zerdüşt,
eskiden beri var olan ve ateşin kutsiyeti
anısına kutlanan bahar bayramını Nevruz şeklinde
düzenleyerek yeniden tesis etmiştir (Boyce,
1979:34). Zerdüştü Nevruz bayramının
başlatıcısı olarak gören bu görüşün çeşitli
Ortaçağ İslam kaynaklarınca da benimsenmiş
olduğu bilinmektedir.
Burada bazı araştırıcılarca dile
getirilen, Şehristani ve Mesudi gibi çeşitli
İslam alimlerinin, Zerdüştün kuzey İranda
Azarbaycan bölgesinde doğmuş olduğuna ilişkin
görüşlerine dayanarak, Zerdüştün bir Türk
olabileceği ve dolayısıyla Zerdüşt tarafından
başlatılan Nevruz bayramının da bir Türk bayramı
olduğu yaklaşımının pek tutarlı olmadığını
belirtmek gerekir. Zira, şu anda Azarbaycanın
yer aldığı topraklarda doğmuş olduğu kabul
edilse bile, yaklaşık olarak MÖ 6. yyda yaşayan
Zerdüştün kendisinden 1400-1500 yıl sonra Orta
Asyadan göçler sonrası o yöreye gelip yerleşen
Türk boylarıyla bir ilgisinin
olmadığını/olamayacağını hatırda tutmak gerekir.
Nevruz, İslam öncesi İranda hem
dinsel hem de milli karakter taşıyan bir bayram
olarak kutlanmıştır. İranlıların, Nevruz günü
olan 21 Martı efsanevi krallar Kiyumers ve
Cemşidin tahta oturuş günü olarak görmeleri ve
ayrıca bu günün, kahraman-kral Feridunun,
Cemşidin iki kızını esir alan dev Azdahakı
yenip öldürdüğü gün olduğuna inanmaları (Bakınız
Heyet, 1995:119; Eliade, 1978:320; Widengren,
1968:60vd), Nevruzun İran geleneğindeki milli
karakterine işaret etmektedir. Milli bir bayram
olarak Nevruz, İranda yalnızca Mecusi dinsel
geleneği bağlılarınca değil, tarih boyu çeşitli
inanç sistemlerine inanan İranlılarca
kutlanagelmiştir. Nitekim az sonra değineceğimiz
gibi İranın İslamlaşması sonrası da bu bayram,
İslami bir yorum ve değerlendirmeye tabi
tutularak kutlanmayı sürdürmüştür.
İranda Nevruzun tarımsal ve
kozmogonik karakterli bir festival olarak
kutlanması da dikkat çekicidir. Bu çerçevede
Mecusilerce genelde tabiatın özelde ise ateşin
yaratılışıyla ilişkili bir bayram olarak görülen
Nevruz, ateşin efendisi Aşa Vahiştaya
atfedilmektedir (Boyce, 1979:34). İranlıların
Nevruza ilişkin yaklaşımlarında Ortadoğunun
birçok geleneğinde gözlemlenen ölüp-yeniden
dirilme motifini görmek mümkündür. Zira eski
İran dinsel geleneğine göre ayla özdeşleştirilen
ve Mitranın yardımcısı olarak görülen ilahi
varlık Rapitvan, uzun kış günlerinde bitkilerin
köklerini ve su kaynaklarını kötü güçlerce
yaratıldığına inanılan dondan korumak amacıyla
sonbaharda yer altı dünyasına inmekte, kış
bitiminde yeni yılın ilk günü olan Nevruzda
tekrar yeryüzü alemine çıkmaktadır. Dolayısıyla
Nevruz, sonbaharda yeryüzünden ayrılan
bitkilerin ve suların koruyucu tanrısal varlığı
Rapitvanın baharda tekrar yeryüzüne dönüşünü
kutlamaktadır (Yarshater, 1987:341). İran
mitolojisindeki Rapitvanın yer altı alemine
inişi ve baharda tekrar yeryüzüne yükselişi
tasavvuruyla eski Mezopotamya geleneğindeki
bitki tanrısı Tammuz ya da Dumuzinin sonbaharda
yer altı alemine inişi ve baharda tekrar
yeryüzüne çıkışı düşüncesi arasındaki yakın
paralellik ortadadır.
Bir diğer açıdan İranda Nevruz,
ayrıldıkları mekanları ziyaret amacıyla yılın
son gününde (20 Martta) yeryüzüne indiğine
inanılan Fravaşilerin (ölümle bedenlerinden
ayrılmış ruhların), bu bir günlük süre sonunda
yeryüzünden çekilmeleri anısına da
kutlanmaktadır. Eski İranda yılın son gününde
Fravaşiler anısına düzenlenen bu festivale
Hamaspathmaedaye adı verilirdi. Halk 20 Mart
öncesi bu ruhlar için evleri temizler, ruhlara
özel yiyecekler ve içecekler hazırlardı. Daha
sonra herkes evine çekilir ve 20 Mart gününü
elinden geldiğince evinde geçirmeye çalışırdı.
Zira, ruhlar aleminden yeryüzüne dönen bu
ruhların serbestçe dışarıda dolaştıklarına
inanılan bu gün, dışarıda dolaşmak açısından pek
tekin sayılmazdı.
Dışarıda dolaşmanın pek hoş
karşılanmadığı gün ya da günler tasavvuru
İranlılar dışında diğer birçok Ortadoğu
topluluklarında da görülmektedir. Örneğin
Sâbiîlerin Mbattal günler adını verdikleri
dönemler bu şekildedir. Tıpkı İran Mecusilerinde
olduğu gibi Sâbiîlerde de yeni yıl bayramı (Panja)
öncesi dönem yılın en tehlikeli dönemi olarak
görülür. Zira, Sâbiîler, Mbattal günlere kötülük
ve karanlığın egemen olduğuna inanırlar.
Dolayısıyla bu günlerde Sâbiîlerin dışarı
çıkmaları, iş yapmaları, her türlü sosyal
faaliyette bulunmaları yasaklanmıştır. Bu
günlerde evinden dışarı çıkan kişiye manevî
kirliliğin bulaştığına inanılır. Bu günlerde
ölen kişilerin uğursuz bir ölümle öldükleri
kabul edilir ve bunlar için daha sonra sıradan
ölüm törenlerinin dışında bazı özel dini
merasimler yapılır (Gündüz, 1995:163-164).
Eski İranda Fravaşiler için
düzenlenen Hamaspathmaedaye kutlamaları
Mecusilerce Nevruzla birleştirilmiş ve Nevruz
eski yılın tüm çirkinlik, uğursuzluk ve
kıtlığının bittiğini ve sevinç, bolluk ve
bereket vadeden yeni yılın başladığını gösteren
bir bayram olarak algılanmıştır (Yarshater,
1987:341). Yine Mecusilerce gerek Nevruz günü
gerekse Nevruz kutlamalarını içine alan ve aynı
zamanda "Nevruz" diye de adlandırılan yılın ilk
ayı Fravaşilere tahsis edilmiştir (Boyce,
1979:72-73).
İran tarihinde Nevruz kutlamaları
her dönemde görülmektedir. Erken dönemlerde
yalnızca bir günlük bir festival olduğu tahmin
edilen Nevruzun ilerleyen süreç içerisinde
birkaç günlük hatta bazen birkaç haftalık bir
kutlama şekline sokulduğu görülmektedir. Nevruz
kutlamalarının saray duvarlarındaki
kabartmalarda resmedildiği Akamenidler dönemi
sonrası Sasanilerce de bu kutlamalar
sürdürülmüştür. Sasaniler döneminde (MS 226-652)
Nevruzun kutlanış tarihi ve süresiyle ilgili
bazı değişiklikler göze çarpmaktadır. Örneğin
Orta Sasaniler döneminde, yeni yıl kutlaması
Babillilerdeki uygulamaya paralel şekilde biri
ilkbahardaki diğeri ise sonbahardaki gündüz gece
eşitliği döneminde olmak üzere yılın iki
döneminde kutlanmaya başlanmıştır. Yine
Nevruzla ilgili olarak dört kutlama
yapılmıştır. Bunlardan rahipler Nevruzu adı
verilen kutlamalar Adar ayının biriyle altısına,
halk Nevruzu denilen kutlamalar ise Fervardin
ayının biriyle altısına denk düşmektedir (Boyce,
1979:106, 129). Sasaniler döneminde Fervardinin
birinde (21 Mart) kutlanmaya başlanan Nevruz
altı gün sürerdi. Altı günlük bu kutlamaların
yeni yılın ilk gününe denk düşen birinci gününe
Küçük Nevruz (Navruz-i Kuçak) ya da Halk
Nevruzu, altıncı gününe ise Büyük Nevruz (Navruz-i
Buzurg) ya da Asil Nevruzu (Navruz-i Has) adı
verilirdi (Taqizadeh, 1938:607-608; Gray,
1912:872). Fervardin ayının altısındaki Büyük
Nevruz, Mecusilerce Zerdüştün doğum günü olarak
da kutlanırdı (Boyce, 1979:180).
İslami dönemde de İranda Nevruz
yani yeni yıl kutlamaları Sasanilerdeki haliyle
sürdürülmüştür. İslamın İranda hızla yayılması
sürecinde Nevruz kutlamalarının genel yapısı
değişmemekle birlikte Nevruza ilişkin
değerlendirmelerde bazı İslami yorumların
yapılması dikkati çekmektedir. Örneğin, İran
Şiilerince Nevruz başta Hz. Aliyle ilgili
olanlar olmak üzere birçok İslami olayla
irtibatlandırılmıştır. Örneğin Nevruz günü Hz.
Ademin yaratıldığı, Allahın insandan
kendisinin Rab olduğu konusunda söz aldığı ve Hz.
İbrahimin putları yıktığı gün olarak
görülmüştür (Yarshater, 1987:342). Ayrıca
Nevruzun Hz. Alinin doğum günü, Peygamberin
kızı Fatima ile evlendiği gün ve Hz. Muhammed
tarafından halife olarak ilan edildiği gün
olduğu da ileri sürülmüştür. Bu arada Nevruzun,
bizzat Hz. Muhammed tarafından da tasvip
edildiği yönünde gerçekle bağdaşmayan ancak
popüler inanışı yansıtan kanaat de bazı
kaynaklarca rivayet edilmektedir. Nevruz,
günümüz İranında da büyük coşkuyla
kutlanmaktadır. Yalnızca Mecusilik bağlılarınca
değil Müslüman İranlılarca da bu bayram
kutlanmaktadır. İrandaki Müslümanlar ve az
sayıdaki Mecusi (Gabarlar), yaklaşık iki
haftalık bir dönemi kapsayan Nevruz
kutlamalarını 21 Martta başlatmakta, Yazdiler
ise bu kutlamayı Temmuz sonunda yapmaktadırlar (Boyce,
1979:221). Ayrıca Hindistandaki Parsiler de
Nevruzu (Cemşedi Nevruz) kutlamaktadırlar.
Mecusilik dönemlerinden beri
İrandaki Nevruz kutlamalarında günümüz Nevruz
kutlamalarına paralel birçok husus dikkati
çeker. Bîrûnî (1879:203 ve devamı), eski
İranlıların Nevruz kutlamaları hakkında
ayrıntılı bilgi vermektedir. Eski İranlıların
Nevruz kutlamaları arasında özellikle şu
hususlar ön plana çıkmaktadır. Bunlardan en
dikkat çekici olanı 7 sayısıyla ilişkili bazı
ritüellerin düzenlenmesidir. Örneğin törenlerin
bir parçası olarak 7 saksıya 7 çeşit tohum
ekilirdi. Kutlamaların başlangıcında kralın
önüne 7 çeşit tahıl, 7 ağaçtan taze dallar ve 7
gümüş para konulurdu. Yine Nevruz dekorasyonu
Farsça s harfiyle başlayan 7 çeşit nesneyle (Haftsin)
yapılırdı. Bazı araştırıcılar, günümüzde de hâlâ
İranda rastlanan bu hususların, Sasaniler
döneminden itibaren Mecusi toplumunda görülmeye
başlandığını ifade etmektedirler (Yarshater,
1987:341). İran geleneğindeki Nevruz
kutlamalarında dikkatleri çeken bir diğer önemli
husus Nevruz öncesi buğday, mercimek ve benzeri
bazı tahılların ıslatılıp çimlendirilmesi ve
Nevruz kutlamalarında bunların kullanılmasıdır.
Çimlendirilerek elde edilen bu yeşil bitkilere
ilaveten bazı taze yapraklar ve çiçekler de
kaplara konularak Nevruz için hazırlanan masaya
konulurdu. Bu bitkiler Nevruz kutlamalarının
sonunda törenle nehre atılırdı.
Bazı tahılların çimlendirilmesi
şeklindeki bu ritüelin, Nevruzun yeniden doğuşu
ve verimliliği simgeleyen özelliğiyle yakından
ilişkili olduğu ve tabiatın yeniden canlanışını
sembolize ettiği açıktır. Bunlardan başka İran
geleneğinde Nevruzda insanların ruhlarını
arındırdığına inanılan kutsal ateşin yakılarak
üzerinden atlanması, boyalı yumurtaların
hazırlanıp yenilmesi, yeni elbiselerin
giyilmesi, çeşitli oyunların oynanması, piknik
yapılması ve benzeri törenler de yapılmaktadır.
İranda Zerdüşt öncesi dönemlere
kadar uzanan ve Farsça Nevruz yani Yeni Gün diye
adlandırılan bu bayramın, temelde yaratılışı,
yeniden var oluşu, tabiatın dirilişini ve
verimliliği simgeleyen ve MÖ iki binli yıllardan
itibaren birçok Ortadoğu toplumunda varlığı
bilinen dinsel karakterli yeni yıl
kutlamalarının İran versiyonu olduğunu
görüyoruz. İranlıların bu kutlamalarının genel
yapı ve tarih itibarıyla Babil geleneğindeki
yeni yıl kutlamasına (Akitu) paralel birçok
özellik taşıması Boyce (1979:72) ve Eliade
(1978:319-320) gibi çeşitli araştırıcıları,
haklı olarak İran geleneğindeki Nevruz
bayramının kaynağının Babil olduğu ya da İran
Nevruz kutlamalarındaki birçok ritüelin
Mezopotamya geleneğinden etkilendiği yönünde bir
düşünceye itmektedir.
SABİİLERDE NEVRUZ
İranlılardan başka Nevruz adıyla yapılan
kutlamaları MS ikinci yüzyıldan itibaren güney
Mezopotamyada yerleşik olan Sâbiîlerde de
görülmektedir. Ancak Nevruz Sâbiîlerde bir bahar
bayramı olmaktan ziyade kış başında kutlanan bir
yeni yıl bayramı görünümündedir. Sâbiîlerde
bahar bayramı olarak kutlanan festival ise
Mart-Nisan aylarına denk düşen Panja bayramıdır
bakınız Gündüz, 1995:164-165). Sâbiîlerde birden
çok yeni yıl ve bahar bayramının varlığı
görülür. Sâbiî yılı her biri 30 gün çeken 12
aydan ve toplam 360 günden oluşur. Ayrıca
Sâbiîler ayın hareketlerine göre ayarladıkları
takvimlerini güneş yılına denk düşürmek amacıyla
iki yıl arasına 5 ilave gün eklerler. Buna
rağmen, her dört yılda bir ortaya çıkan bir
günlük eksiklik nedeniyle Sâbiî ayları güneş
takvimine göre yılın belirli bir zamanında sabit
olmamakta ve bu nedenle dinsel bayramların
zamanı konusunda Sâbiîler zaman zaman
ayarlamalar yapmaktadırlar.
Bu Mbattal
sürenin bitiminde bütün Sâbiîler
evlerinden dışarı çıkarak birbirleriyle
bayramlaşırlar. Ancak rit yemekleri ve vaftiz
gibi ibadetler bu ayın 14üne
kadar yapılmaz.
Qam Daulanın 6. ve 7. günleri ise Dihba
d Şişlam Rabba
veya Dihba d Şuşian
olarak adlandırılır. Bu iki gün
arasındaki gecede, gönülden yapılan duaların
kabul olunacağına inanılır. Bu iki günden ilki
ayrıca Navruz Zota
ya da Küçük Nevruz olarak da
adlandırılır (Drower, 1937:87). Burada
mevsimlere göre yapılan sıralamada yılın ilk ayı
olan Qam Daulanın ikinci ve altıncı günlerinin
Büyük Nevruz ve Küçük Nevruz diye
adlandırılmasıyla, Sasaniler döneminden itibaren
Mecusilerde Nevruzun ilk gününün Küçük
Nevruz, altıncı gününün ise Büyük Nevruz diye
adlandırılması arasındaki ilişki açıkça
görülmektedir (Taqizadeh, 1938:607-608).
TÜRKLERDE YENİ YIL VE BAHAR
KUTLAMALARI
Yukarıda bahsettiğimiz
Sümerliler, Babilliler, Kenaniler, İbraniler ve
İranlılar gibi Ortadoğu halklarından başka Eski
Yunanlılar ve Romalılardan uzak doğu halklarına
kadar birçok toplulukta yeni yıl ve bahar
kutlamalarına rastlanmaktadır. Bu çerçevede
geçmişte ve günümüzde Asyadan Avrupaya geniş
bir coğrafyada yaşayan Türk boylarında da yeni
yıl ve bahar kutlamalarına rastlanmaktadır.
Çin kaynaklarında 21 Mart
tarihinde Türklerin yaptıkları kutlama ve
şenliklere ilişkin çeşitli rivayetler yer
almaktadır. Çeşitli bilim adamları Çin
kaynaklarında Hunların Milattan önceki yıllarda
21 Mart tarihinde hazır yemeklerle kıra
çıktıklarının ve bahar şenlikleri yaptıklarının
vurgulandığına dikkat çekerler (Genç, 1995:15).
Şüphesiz bu rivayet, 21 Mart tarihinin Hunlarca
tabiatın yeniden uyanışı ve tarımsal
faaliyetlerin başlangıcı günü olarak görüldüğünü
göstermektedir. Bahattin Ögel'in (1997:36-37),
Cengiz Han zamanında ortaya çıktığını ve
Göktürklerin türeyiş efsanesinin dejenere
edilmiş bir hali olduğunu ifade ettiği Türk
mitolojisindeki Ergenekon destanı da bu tarihle
ilişkili görülür. Gerek Çin kaynaklarında
gerekse Türk destanlarında Türklerin,
Ergenekondan (Çin kaynaklarına göre ecdat
mağarası) çıkışları anlatılmaktadır. Mitolojiye
göre düşmanlarınca tamamen öldürülen ya da
tutsak alınan Türklerden Kıyan ve Negüş
eşleriyle birlikte kaçarak Ergenekona
sığınırlar. 400 yıl sonra burada oldukça
güçlenmiş olarak Türkler, artık Ergenekondan
çıkış yolları aramaktadırlar. Nihayet bir demir
dağını eritip yol açmak suretiyle buradan
çıkarlar ve düşmanlarından atalarının intikamını
alıp yeniden kendi asli vatanlarında egemen
olurlar (Çay, 1996:10-13). Sonraki dönemlerde
Türk boyları Ergenekondan çıkış günü olarak
gördükleri 21 Mart tarihini Erkenekon ya da
Bozkurt günü olarak kutlamışlar, Türk hakanları
bu günde, Ergenekonda demirin eritilmesi
anısına, günümüze kadar süregelen örs üzerinde
demir dövme ritüelini yapmışlardır. Ulus olarak
Türklerin, varoluşunu, bağımsızlığını ve
esaretten kurtuluşunu simgeleyen Ergenekon
destanına dayalı eskatolojik karakterli bu
kutlama ile tabiatın uyanışı ve dirilişiyle
ilişkili tarımsal karakterli bahar festivali
birbirinden temelde farklıdır. Dolayısıyla bazı
araştırıcıların (bakınız Güngör, 1995:36) haklı
olarak vurguladıkları gibi bu iki kutlamanın
birbirinden ayrı düşünülmesi gerekir.
Burada bazı araştırıcılarca dile
getirilen, Nevruzun Hun menşeli bir Türk
bayramı olarak Türkler vasıtasıyla Asya ve
Avrupaya yayıldığının kuvvetli ihtimal olduğu
görüşüne (Genç, 1995:15, 23) değinmek yerinde
olacaktır. Bu görüşün en önemli dayanak olarak
ileri sürdüğü delil, yukarıda bahsettiğimiz Çin
kaynaklarında Milattan önceki dönemlerde (MÖ
4.-3. yüzyıllarda) Hunların bahar kutlamaları
yaptıklarına dair rivayetlerdir. Ancak bu
rivayetlerin, iddia edildiği gibi Asya ve
Avrupanın birçok yöresinde ve özellikle
Ortadoğuda görülen 21 Marttaki bahar
kutlamalarının (ve Nevruzun) menşeinin
Hunlardaki bu kutlamalar olduğunu ortaya koyduğu
düşünülemez. Zira başta da ifade ettiğimiz gibi,
örneğin Eski Mezopotamyada 21 Martta düzenlenen
kozmik karakterli kutlamaların varlığı MÖ 18.
yya ait dokümanlardan anlaşılmaktadır. Aynı
şekilde Kenanilerde, İbranilerde ve diğer
çeşitli topluluklarda da oldukça erken
dönemlerden itibaren Mart-Nisan aylarında
düzenlenen bahar/yılbaşı kutlamaları
bilinmektedir.
Ortaçağdan itibaren çeşitli Türk
boylarında tabiatın yeniden uyanışını ve
tarımsal faaliyetlerin başlangıcını ifade eden
21 Mart bahar kutlamalarının Nevruz adı altında
yapıldığını görmekteyiz. Yine 21 Mart tarihinin
Türklerce kullanılan çeşitli takvimlerin
başlangıcı yani yılbaşı olarak kabul edildiğini
de biliyoruz. Nitekim gerek güneşe göre
düzenlenen 12 Hayvanlı Türk takviminin gerekse
Celalüddevle Ebulfeth Melik Şahın Celalüddevle
lakabına atfen kullanılan Celâlî ya da Melikî
takviminin başlangıcı 21 Marttır (Kafalı,
1995:25; Genç, 1995:17-18). Ortaçağdan günümüze
Türk boyları Asyadan Avrupaya yaşadıkları tüm
yörelerde 21 Mart tarihini yılbaşı ya da
tarımsal ve kozmogonik karakterli bir festival
olarak kutlamayı sürdürmüşlerdir. 21 Marttaki bu
kutlamalara verilen isim genellikle Nevruz
olmuştur. Nitekim günümüzde Kırım Türkleri Navrez,
Harezmliler Navsarji, Soğdaklılar Navsarız,
Çuvaşlar Noris ohaye ya da Navrus, Kırgızlar
Nooruz, Tacikler Gülnavrız, Tatarlar Noruz,
Batı Trakya Türkleri Mevris ve Anadolu
Türkleri Nevruz ya da Sultan Nevruz adını
vermektedirler. Diğer taraftan çeşitli Türk
boylarında 21 Mart kutlamalarına Ergenekon,
Ergenen Kün, Bozkurt, Gül Gardon, Bayşeşek,
Su bayramı, Babu Marta, Ulıstın Ulı Küni,
Yengi Kün ve Canı Cıl gibi isimler de
verilmektedir. Kazaklar, Tacikler ve benzeri
Türk boylarında bu isimlerden bir ya da birkaçı
Nevruz ismiyle birlikte kullanılmaktadır (Kazbekov,
1993:4; Arnaut, 1995:8-9).
Burada öncelikle şu soruya cevap
aramak gerekmektedir: Türkler tarımsal ve
eskatolojik karakterli 21 Mart kutlamalarına ne
zamandan itibaren Nevruz terimini isim olarak
kullanmaktadırlar? Çeşitli kaynaklardan
hareketle biz MÖ dördüncü üçüncü yüzyıllardan
itibaren Türklerde 21 Mart kutlamalarının var
olduğunu biliyoruz. Ancak bu kutlamaların Nevruz
terimiyle isimlendirilmesi bu kadar erken döneme
gitmemekte, muhtemelen Ortaçağdan itibaren
kaynaklanmaktadır.
Nevruz teriminin Farsça yeni
gün anlamına bir terim olduğu konusunda hemen
herkes hemfikirdir. Peki Nevruz teriminin Farsça
olması 21 Mart kutlamalarının kaynağının İran
olduğunu mu gösterir? Türklerin yeni yıl/bahar
kutlamalarına neden Nevruz adını verdiklerini
izah etme doğrultusunda bir araştırıcı,
Türklerin egemen oldukları coğrafyada
kendilerine tabi olan diğer toplumların
dillerinden bazı terimleri aldıklarına dikkat
çektikten sonra, Türklerin Ergenekondan çıkış
günü olarak kutladıkları festivale Farsça Nevruz
adını vermelerinin Farslara kendi ananelerini
sevdirmek amacına yönelik olduğunu
vurgulamaktadır (Kafalı, 1995:26). Ancak
yalnızca Kafkaslar ve İran civarında değil Kazak
ve Kırgızlardan Kırım Türklerine kadar birçok
Türk boyunun Nevruz ismini kullanıyor olması ve
İranın da yer aldığı Ortadoğuda yeni yıl
festivalinin bilinen çok erken dönemlerden
itibaren var olması, bu ihtimalin doğruluğunu
ortadan kaldırmaktadır. Türklerin de diğer
birçok topluluk gibi öteden beri sahip oldukları
bahar ve yeni yıl kutlamalarının var olduğu ve
bunları günümüze kadar taşıdıkları bir
gerçektir. Ancak dünyanın birçok yöresinde
örneklerine rastladığımız gibi, Türklerin ilişki
içerisinde oldukları toplulukların yeni yıl ve
bahar kutlamalarından etkilenmeleri ve bu
konudaki kendi gelenekleriyle etkileşimde
bulundukları toplulukların geleneklerini
meczetmiş olmaları güçlü bir olasılıktır.
Nitekim, bizzat Nevruz teriminin Farsça olması
bir tarafa, çeşitli Türk boylarının Nevruz
kutlamalarında önemli yer tutan birçok ritüelin
İran geleneğini yansıtması, Türklerin İran
geleneğinden etkilendiklerini ve kendi
bahar/yeni yıl kutlamalarıyla İran menşeli
bahar/yeni yıl kutlamaları arasında bir sentez
yaptıklarını ortaya koymaktadır. Bu durumda
Türklerin 21 Mart tarihinde öteden beri
kutlayageldikleri yeni yıl ve varoluş
festivalleriyle yine aynı tarihte kutlanan İran
kökenli Nevruz festivali arasında bir irtibat
kurdukları ve zamanla birçok Türk boyunun kendi
festivallerine Nevruz adını verdikleri
söylenebilir. Bu sürecin oluşumunda gerek İslami
dönemde başta Şia olmak üzere İran kaynaklı
hareketlerin gerekse İslami dönem öncesi İran
kültürünün çeşitli Türk boylarıyla etkileşim
içerisinde olması önemli rol oynamış olmalıdır.
Az sonra üzerinde duracağımız gibi, çeşitli Türk
boylarının Nevruz ritüelleri arasında
gördüğümüz, başta ateş kültünü yansıtan törenler
olmak üzere birçok husus İran geleneğine ait
Nevruz ile Türklerin tarımsal karakterli yeni
yıl ve eskatolojik karakterli varoluş
festivalleri arasındaki etkileşime örnek teşkil
etmektedir.
21 Mart tarihindeki Nevruz
kutlamaları gerek Asyadaki çeşitli Türk
boylarında gerekse Selçuklular ve Osmanlılar
dönemi Türklerinde büyük bir coşkuyla
kutlanmıştır. Osmanlılar döneminde Nevruz için
kaleme alınan Nevruziyeler, Nevruz için
hazırlanan Nevruz macunları ve Nevruz bahşişleri
bilinmektedir. Nevruz kutlamaları Asyadaki
çeşitli Türk topluluklarında yüzyıllarca
resmiyetten uzak halk bayramı şeklinde varlığını
sürdürmüştür. 1960lı yılların ortalarından
itibaren çeşitli Orta Asya cumhuriyetlerinde
ilkbahar emek bayramı şeklinde kutlanmaya
başlanan Nevruz, Türk cumhuriyetleri üzerindeki
Sovyet egemenliğinin kalkmasına paralel olarak
1990lı yıllardan itibaren tarımsal karakterli
bir bahar bayramı olarak resmi bir hüviyet
kazanmıştır. Örneğin, Kazakistanda 1988den,
Özbekistanda ise 1990dan itibaren Nevruz
kutlamaları resmileşmiştir. (Karaboyev,
1993:45ve devamı; Separalin, 1993:29ve devamı).
Aynı şekilde -başta da ifade ettiğimiz gibi-
Anadoluda da yüzyıllardır özellikle doğu ve
güneydoğuda bahar bayramı olarak halk tarafından
düzenlenen Nevruz kutlamaları, 1990lı yılların
ortalarından itibaren resmi bir hüviyete
bürünmüştür.
Gerek Anadoluda gerekse Asya
Türk topluluklarında görülen Nevruz
kutlamalarında dikkat çekici önemli ritüeller
(bakınız Tural, 1995; Tural vd, 1996)
bulunmaktadır. Bunlar arasında ateş kültüyle ve
7 sayısıyla ilgili törenler, öküz kurbanı, bazı
bitkilerin çimlendirilmesi ve suyla ilgili
ritüeller, Türklerdeki 21 Mart kutlamalarındaki
İran etkisini göstermesi açısından dikkat
çekicidir. Anadoludaki Nevruz kutlamalarından
Orta Asyada Kırgızların kutlamalarına kadar
(bakınız Cumakunova, 1997:6-7) Nevruz
kutlamalarında ateşin özel bir yeri vardır.
Nevruz günü ve akşamı meydanlarda yakılan ateş
başında toplanan halkın günahlarından ve eski
yılın kirlerinden arınmaları ve talihlerinin
açılması amacıyla ateşten atlamaları, Mecusilik
dönemi İran geleneğindeki ateş kültüyle, ateşin
temizlik, saflık unsuru olarak görülmesiyle
yakından ilişkilidir. Zira yukarıda da
belirttiğimiz gibi, Mecusilerce Nevruz, yüce
ışık Ahura Mazdanın temsilcisi olarak
kötülükleri temizleyen ve ruhları arındıran
kutsal ateşin yaratıldığı gün olarak görülmekte
ve dolayısıyla Nevruz günü ateşe ve ateşin
koruyucu ruhu Aşa Vahiştaya hasredilmektedir.
Türklerin ateşe ilişkin Nevruz ritüellerinde de
ateşin koruyucu, temizleyici özelliğine atıfta
bulunulduğunu görmek mümkündür. Türklerin
Nevruza ilişkin ritüellerinde göze çarpan bir
diğer önemli şey, Nevruz için özel kaplarda
çimlendirilen bitkilerdir. Arpa, buğday gibi
hububatlar Nevruz öncesi özel olarak
çimlendirilmekte ve Nevruz törenlerinde
kullanılmaktadır. Bu geleneğin de yukarıda
üzerinde durduğumuz gibi- İran Nevruz
kutlamalarında önemli bir yer tuttuğu
bilinmektedir. Bir diğer dikkat çekici husus, 7
sayısına ilişkin ritüellerdir. Tıpkı İran
geleneğinde olduğu gibi Türklerde de Nevruz
sofrası için hazırlanan yemekte (Kazaklar buna
Nevruz koje adını verirler) 7 çeşit tahıl
kullanılmaktadır. Yine Türklerin Nevruz
kutlamalarında önceden doldurulan kaplardaki
suların önceki yılın uğursuzluk ve
kötülüklerinin evlerden atılması amacıyla dışarı
dökülmesi ritüeliyle ile İran geleneğindeki
Nevruz törenlerinde görülen su kültüne dayalı
uygulamalar arasındaki benzer yaklaşımlar da
dikkat çekicidir. Her iki gelenekte de su,
önceki yıla ait kötülükleri ve uğursuzlukları
temizleyen, alıp götüren bir değere sahiptir.
Son olarak Orta Asya Türk boylarının Nevruz
kutlamalarında görülen öküz kurbanı da bazı
araştırıcıların belirttiği gibi gök
cisimlerinin yer değiştirmesi sırasında ülker
takım yıldızının bu yolla kaybolmasına bağlı (Kazbekov,
1993:14) değil, İran geleneğiyle ilişkili
olabilir. Zira İran geleneğinde boğa, hem
Mithranın özel hayvanı olması, hem de
yaratılışta önemli bir yere sahip olması
açısından önemli bir yer tutmakta ve -günümüzde
Parsilerde görülmemekle birlikte- eski
dönemlerde Mecusilerce kurban hayvanı olarak
kullanılmaktaydı (Boyce, 1979:173-174).
SONUÇ
Ortadoğudan Asyaya hemen hemen
tüm topluluklarda mevcut olan bahar/yeni yıl
kutlamalarına ve Nevruza ilişkin
değerlendirmelerimizi şöyle özetlemek mümkündür.
Mart-Nisan aylarında ve özellikle de 21 Martta
yapılan tarımsal ve kozmogonik karakterli
bahar/yeni yıl kutlamalarına gerek Ortadoğudaki
gerekse Asyadaki birçok halkın ritüelleri
arasında rastlamak mümkündür. Konuyla ilgili
Ortadoğudaki kutlamaların varlığı MÖ 18. yydan
beri bilinmektedir. Eski Mezopotamya halkları bu
kutlamalara Akitu ve Zugmuk, İbraniler ise Pesah
adını verirken İranlılar Farsça yeni gün
anlamına gelen Nevruz adını vermişler ve bu
kutlamayı yalnızca Mecusilik dönemlerinde değil
İslami dönemde de sürdürmüşlerdir. Her toplumun
bahar/yeni yıl kutlaması karakteristik
özelliklerini o toplumun kültürel kimliği ve
inanışı doğrultusunda şekillendirmiştir. Bu
çerçevede İran bahar/yeni yıl festivalinde yer
alan ritüellerde eski İranın ateş-su kültü ve
benzeri hususlar önemli rol oynamaktadır.
Ortadoğu halklarında olduğu gibi Orta Asyadan
itibaren Türklerde de tarımsal, kozmogonik ve
eskatolojik karakterli bahar/yeni yıl
festivallerinin mevcut olduğunu görüyoruz. Bu
çerçevede öteden beri 21 Mart tarihini Türk
boyları ulus olarak varoluşun yıldönümü,
tarımsal faaliyetlerin başlangıcı ve kışla
birlikte adeta ölen tabiatın yeniden dirilişi
anısına bir bayram olarak kutlamaktadırlar.
Çeşitli Türk boyları gerek göçler sonucu
İranlılarla etkileşim gerekse Türklerin
yaşadıkları yörelere olan İran etkisi nedeniyle,
kendi bahar/yeni yıl festivalleriyle İranlıların
aynı tarihte kutladıkları Nevruz festivali
arasında bir irtibat kurmuş ve çeşitli İran
unsurlarını da adapte etmek suretiyle kendi
festivallerini Nevruz adıyla kutlamaya
başlamışlardır. Nitekim çeşitli Türk boylarının
21 Mart bahar/yeni yıl festivalini Nevruz ismi
dışında Ergenekon, Bozkurt ve benzeri çeşitli
isimlerle isimlendiriyor olmaları bundan
kaynaklanmaktadır.
Adriyatik sahillerinden Çine
kadar geniş bir coğrafyada hem Mecusiler (Gabarlar,
Parsiler) ve Müslüman olmayan Türk toplulukları
gibi çeşitli gayrimüslim topluluklarca hem de
birçok Müslüman halk tarafından kutlanan Nevruz,
her ne kadar köken itibarıyla İran geleneğine
ait çeşitli unsurlar taşıyor olsa da günümüzde
dinler ve halklar üstü bir görünüme sahiptir.
Birçok Müslüman halk tarafından kutlanmakla
birlikte bu festival, İslami bir bayram değil
geleneksel bir halk festivalidir.
NOTLAR
Günümüz Yahudilerince Nisan yılın ilk ayı olarak
kabul edilmekle birlikte, yeni yıl günü olarak
yedinci ay olan Tışrinin ilk günü
kutlanmaktadır.
KAYNAKLAR
ALALU, S. ve diğerleri (1996),
Yahudilikte Kavram ve Değerler, Gözlem Basın
Yayın, İstanbul.
Alf Trisar Şuialia
(1960), ed. and tr. E.S.
Drower
, The Thousand and Twelve
Questions, Berlin.
ARNAUT, T. (1995), Gagauzlarda
İlk Yaz Bayramı, Bilge, 4.
BİRUNİ, Ebur-Reyhân Muhammed
(1879), The Chronology of Ancient Nations,
ed. and tr. C.E. Sachau, London.
BLACK, J.A. (1981), The New Year
Ceremonies in Ancient Babylon, Religion,
11.
BOYCE, M. (1979), Zoroastrians.
Their Religious Beliefs and Practices,
London.
BRIGHT, J. (1960), A History
of Israel, London.
CUMAKUNOVA, G. (1997), Nooruz
Bayramı: Doğa ile İnsanın Bütünlüğünün Simgesi,
Bilge, 12.
ÇAY, A.M. (1996), Türk
Ergenekon Bayramı Nevruz, 7. Baskı, Ankara.
DROWER, E.S. (1937), The
Mandaeans of Iraq and Iran. Their Cults, Customs
Magic Legends and Folklore, Oxford.
ELIADE, M. (1978), A History
of Religious Ideas, c.I, The University of
Chicago Press.
FOHRER, G. (1972), History of
Israelite Religion, tr. D.E. Green, London.
GENÇ, Reşat (1995), Türk
Tarihinde ve Kültüründe Nevruz, Türk
Kültüründe Nevruz Uluslararası Bilgi Şöleni
(Sempozyumu) Bildirileri, Ankara.
GRAY, L.H. (1912), Festivals and
Feasts (Iranian), Encyclopaedia of Religions
and Ethics, ed. J. Hastings, T. & T. Clark,
Edinburgh, c.5, 872-875.
GÜNDÜZ, Ş. (1995), Sâbiiler
Son Gnostikler, Ankara.
GÜNGÖR, H. (1995), Önasya
Kültürlerinde Yeniden Doğuş ve Türklerde
Nevruz, Türk Kültüründe Nevruz Uluslararası
Bilgi Şöleni (Sempozyumu) Bildirileri,
Ankara.
HENNINGER, J. (1987), New Year
Festivals, Encyclopedia of Religions, ed.
M. Eliade, MacMillan Publ. Com., New York, c.10,
s.415-420.
HEYET, C. (1995), Nevruz Bayramı
İranda, Türk Kültüründe Nevruz. Uluslar
arası Bilgi Şöleni, yayına haz. S. Tural,
Ankara.
KAFALI, Mustafa (1995), Türk
Kültüründe Nevruz ve Takvim, Türk Kültüründe
Nevruz Uluslararası Bilgi Şöleni (Sempozyumu)
Bildirileri, Ankara.
KARABOYEV, U. (1993),
Özbekistanda Nevruz, çev. A. Abatoğlu,
Ulusun Ulu Günü Nevruz, Ankara.
KAZBEKOV, M. (1993), Nevruz
Ulıstın Ulu Küni: Ulıs Kün, çev. S. Eker,
Ulusun Ulu Günü Nevruz, Ankara.
KUZGUN, Şaban (1995), İslam
Tarihi Kaynaklarına Göre Nevruz Bayramı,
Türk Kültüründe Nevruz Uluslararası Bilgi Şöleni
(Sempozyumu) Bildirileri, Ankara.
ÖGEL, B. (1997), Türk
Mitolojisi, c.I, MEB Yayınları İstanbul.
PALLİS, S.A. (1926), The
Babylonian Akîtu Festival, Copenhagen.
SEPARALİN, B. (1993), Kazak
Türklerinde Nevruz, çev. S. Eker, Ulusun Ulu
Günü Nevruz, Ankara.
SMITH, W.R. (1894), The
Religion of the Semites, London.
TAQIZADEH, S.H. (1938), An
Ancient Persian Practice, BSOS, 9,
607-608.
THOMAS, D.W. (1958), Documents
from Old Testament Times, New York.
TURAL, Sadık (1995), Türk
Kültüründe Nevruz Uluslararası Bilgi Şöleni
(Sempozyumu) Bildirileri, Ankara.
TURAL, Sadık, E. Kılıç (1996),
Nevruz ve Renkler. Türk Dünyasında Nevruz İkinci
Bilgi Şöleni Bildirileri, Ankara.
WIDENGREN, G. (1968), Les
Religions de l'Iran, çev. L. Jospin, Paris.
YARSHATER, E. (1987), Nawruz,
Encyclopedia of Religions, ed. M. Eliade,
MacMillan Publ. Com., New York, c.10, s.341-342.
|